Home > Learning - Öğrenme > İngilizce Öğrenimi Üzerine Röportaj

İngilizce Öğrenimi Üzerine Röportaj

Kaynak: http://ingilizcebankasi.com/turan-paker-hocamizla-ingilizce-ogrenimi-uzerine-roportajimiz/

Turan Paker Hocamızla İngilizce Öğrenimi Üzerine Röportajımız

Kendiniz hakkında kısaca bahsedebilirmisiniz?

Ben 1963 yılında Denizli’nin Çal ilçesinde doğdum.  İlk ve ortaokulu Çal’da, liseyi Aydın’da Efeler ve Aydın Lisesinde bitirdim. 1984 yılında Lisans programını Selçuk Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İngilizce Bölümünde, 1989 yılında Yüksek Lisans programını Bilkent Üniversitesi,Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü,  Yabancı Dil Olarak İngilizce Öğretimi Anabilim Dalında, Doktora programını ise 1996 yılında Çukurova Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalında tamamladım. Selçuk Üniversitesinden mezun olduktan sonra, Niğde’nin Çamardı İlçesinde 2 yıl süreyle İngilizce öğretmeni olarak çalıştım. 1986 yılında İngilizce Okutmanı olarak Adana’da Çukurova Üniversitesinde çalışmaya başladım. 1986-2002 yılları arasında Çukurova Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Yabancı Diller Yüksekokulu, Eğitim Fakültesi, İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalında görev yaptım. 1997 yılında aynı Anabilim Dalına Yardımcı Doçent olarak atandım. 2002-2004 yılları arasında Muğla Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalında Yardımcı Doçent olarak çalıştım. 2004 yılında Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümünü kurdum ve 2007 yılına kadar Bölüm Başkanı olarak görev yaptım. Ayrıca 2007 yılında Pamukkale Üniversitesi, Yabancı Diller Yüksekokulunu kurdum ve 2011 yılına kadar Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürü olarak görev yaptım. Şu anda İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalında Doçent olarak görev yapmaktayım.

1996-1999 yılları arasında YÖK-Dünya Bankası, Milli Eğitimi Geliştirme Projesinde Çalışma Gurubu üyesi olarak görev yaptım. 1988-2004 yılları arasında, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Hollanda’da yabancı dil öğretimi, öğretmen eğitimi ve akreditasyon konularında araştırmalar ve çalışmalar yaptım. Çalışma alanım, yabancı dil (İngilizce) öğretmen eğitimi, yabancı dil öğretimi, dinleme, konuşma, okuma ve yazma öğretimi, dilbilim, yabancı dilde ölçme ve değerlendirme ve özerk öğrenme. Bu konularda fakültede lisans ve yüksek lisans düzeylerinde çeşitli dersler veriyorum. Ayrıca gerek yurtiçinde ve yurtdışında ulusal ve uluslararası 60’a yakın sempozyumda bildiri sundum,  çeşitli kurumlarda seminer, hizmetiçi eğitim ve çalıştaylarda yer aldım. Ulusal ve uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanmış makalelerim vardır (http://tpaker.pau.edu.tr/).

Siz nasıl İngilizce öğrendiniz?

Benim İngilizce öğrenmeye karşı ilgim ortaokuldan beri vardı ancak Çal’da hiç İngilizce öğretmenimiz olmadı, İngilizce derslerine ya matematik öğretmeni veya Fen Bilgisi öğretmeni girdi.  İlk defa bir İngilizce öğretmeni ile Aydın Efeler Lisesinde karşılaştım. Lisede öğretmenlerimiz şimdi birçok okulda olduğu gibi dilbilgisi odaklı ders işleyip sınav yaptıkları için iletişim amaçlı İngilizce öğrenemedim. Üniversitedeki lisans dil öğretim süreci de maalesef yine dilbilgisi odaklı devam etti. Bununla ilgili şu anımı hiç unutamıyorum.  Bir yaz tatilinde birkaç arkadaşımla Pamukkale’ye gezmeye gittik. Orada travertenlerde gezerken birkaç turistle karşılaştık. Tabii “merhaba, nasılsınız, nerelisiniz?” ifadelerinden öteye iletişim kuramadık çünkü biz birkaç farklı cümle kursak bile en büyük sorunumuz onların söylediklerini duyamıyorduk. Oysa biz sınıfta gayet başarılı öğrencilerdik ve karne notumuz da 9-10’du. Sonra onlara bildiğimiz cümle yapılarıyla cümleler kurduk örneğin, America was discovered by Columbus,  A postman is a man who delivers letters, If I were in Londan, I would visit the Buckingham Palace, gibi. Tabi onlar çok şaşırdılar ve çok güldüler.  Yani biz kompleks cümleler kurabiliyorduk ancak onların dediklerini duyamadığımız için iletişim kuramıyorduk.  Bunun sebebini şimdi daha iyi anlıyorum çünkü bizim öğretmenlerimiz İngilizce derslerinde bize hiçbir dinleme ve konuşma etkinliği, ikili ve grup çalışması yaptırmamışlardı. Biz biraz dilbilgisi bilen, öğretmen “make a sentence, present continuous tense/going to future/passive voice” dediğinde cümle yapabilen ancak denileni anlayamayan bir sağır durumundaydık.  Bu tür kötü deneyimlerden sonra özellikle üniversite yıllarımda okuldaki derslerden başka ben dört şeyi çok sık yaptım:

Birincisi bol bol İngilizce hikaye ve roman okudum. Bu kelime haznemi ve çeşitli cümle yapılarını daha hızlı algılamamı son derece artırdı. İkincisi de Konya’da Amerikan üssü olması nedeniyle evde olduğum sürece Amerikanın sesi radyosunu orta dalgadan Ankara radyosundan daha rahat dinleyebiliyordum. Bir süre sonra artık bazı programları takip etmeye başladım.  Üçüncüsü, ev arkadaşım benimle aynı bölümdeydi.  Biz hem evde hem de okula yaya gidip gelirken İngilizce konuşma kararı aldık ve bunu birlikte kaldığımız sürece uyguladık.  Bu da benim akıcı konuşmama çok büyük katkıda bulundu. Ayrıca İngilizce konuşmak için her fırsatı değerlendirmeye çalışıyordum.  Bu süreçte sürekli cebimizde bir L sözlüğü taşıdığımızı hatırlıyorum. Dördüncüsü ise uluslararası gençlik servisi sayesinde ABD, Arjantin’den Polanya’ya, Portekiz’den İran’a, Singapur’a kadar dünyanın her tarafından yaklaşık 25 mektup arkadaşım oldu. Onlarla çeşitli güncel, kültürel, tarihi ve hatta politik konularda yazışmak adeta benim İngilizcemi güncelledi, düzeyini arttırdı ve daha çok çeşitli kaynakları okumama ve öğrenmeme yol açtı. Tabi en önemli etken ise lisans sonrası akademik hayata başlamış olmamdır.  Alan araştırması, Üniversite ortamında çeşitli ülkelerden gelen öğretim elemanları ve araştırmacılarla birlikte çalışmam ve zaman zaman yurtiçi ve yurt dışında gerek sempozyum ve gerekse araştırma etkinliklerinde yer almam. Benim İngilizcemi geliştiren en önemli etkenler bunlar olmuştur.

Türkiye’de öğrenciler yurtdışına gitmeden İngilizce öğrenebilir mi?

Kesinlikle evet.  İngilizce öğrenmek günümüzde çok kolay! Öğrenciler okulda gördükleri İngilizce derslerinin yanısıra internette İngilizce film izlemelerine, yazmalarına, okumalarına ve hatta görüşme yapmalarına olanak sağlayan onlarca websitesi ve software programı var. Derste gördükleri konu başlığını youtube’a yazsalar onlarca film karşılarına çıkıyor.  Hangisini seyretmekle başlayacaklarını ya deneme yanılma ile bulacaklar ya da öğretmenleriyle konuşup ondan yardım isteyecekler. Özellikle genç öğretmenlerimiz bu konuda çok bilgili.  Zaten bu ülkede bir yabancı dil öğretimi devrimi yapacaksak onlarla yapacağız.

Ayrıca sevdikleri çizgi filmi veya filmi İngilizce altyazılı olarak izlesinler. Sevdikleri İngilizce kitapları okusunlar. Bir etkinliği severek yapmak çok önemli.  Beyin severek yaptığınız etkinlikleri daha uzun süre hafızada tutuyor. Sevmedikleri bir filmi veya kitabı kesinlikle bıraksınlar.  Şu sözü hep önemsemişimdir, “sevmediğin aş, ya karın ağrıtır ya baş!” Çevrelerinde İngilizce bilen arkadaşları, akrabaları, komşuları varsa birkaç kelime de olsa İngilizce iletişim kurmaya çalışsınlar.  İngilizce iletişim kuracak arkadaş bulmak için facebook, twitter gibi araçlar çok yararlı. İngilizce üretmeye cümle olarak değil kelime düzeyinde başlasınlar. Özgüvenleri arttıkça, söylemleri gelişecektir.

Yurt dışına gitme olanağı olanlar gitmeden önce en azından B1 düzeyinde İngilizce iletişim bilgisine sahip olmalılar. Dikkatinizi çekeyim, dilbilgisine demiyorum, iletişim bilgisine sahip olmalı. Bu ne demek? Yani dili dört beceri (dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerileri) olarak kullanabilmeliler.  O zaman yurtdışına gidip 4-8 hafta kaldıklarında ne kadar hızlı ilerleyebildiklerini göreceklerdir. Yurt dışına başlangıç düzeyinde gidip birkaç hafta kalmanın dil öğrenmeye pek katkısı olmayacaktır çünkü söylenilen çok basit söylemleri bile duymaktan aciz bir vaziyette sadece güzel bir turistik gezi olacaktır. Bu nedenle, kişiler yurt dışına gitmeden önce mutlaka yoğun dil kurslarına devam etmeli ve düzeylerini yükseltmelidirler. B2 ve daha üst düzeyde giderlerse bu onların sadece dil gelişimine değil, kişisel gelişimine de çok şey katacaktır.

Sizce Türkiye’de İngilizce öğreniminim zayıf olmasının en büyük sebebi nedir?

Anadil de olduğu gibi yabancı dil öğrenmeye dilbilgisi öğrenerek başlanmaz!  Türkiye’deki en önemli sorun bu! Ben buna denklem hatası diyorum.  Yani “dilbilgisi öğrenme + kelime ezberleme=iletişim” denklemi yanlış. Öğrencilere parantez içinde sufle vererek sıfır hata ile cümle kurmalarını beklemek yanlış! Bağlamı olmayan çoktan seçmeli ve tek bir doğru cevaplı soru sormak yanlış! Sınavlarda sadece çoktan seçmeli, eşleştirmeli, cümleme tamamlamalı, dilbilgisi ağırlıklı sorular sorulması yanlış! Çünkü tüm bu etkinlikler öğrencinin özgüvenini yıkıyor ve üstelik günlük hayata da hazırlamıyor. Özgüveni yıkılan ve yok olan öğrenci artık İngilizceyi yok saymaya başlıyor. Daha sonra da öğrenci “I am çakmaz, Hocam” demeye başlıyor.  İngilizce öğrenmeye A1 düzeyinde başlayıp yaklaşık 1700 ders saati İngilizce dersi gören lise mezunu öğrencilerin hala A1 ve A2 düzeylerinde olmalarını başka türlü nasıl açıklayabiliriz?

Peki doğru olan dil öğrenme süreci ne? Tüm öğretmenlerin planlarını, programlarını, derslerini, etkinliklerini, materyallerini, ödevlerini, çalışma yapraklarını ve sınavlarını iletişim odaklı hazırlayıp uygulamaları gerekmektedir. Benim önerdiğim denklem şu:  “Dört beceri odaklı+konu odaklı etkinlikler=iletişim”  Yani derslerde etkinlikler günlük hayata hazırlamalı, öğrenci odaklı ve iletişim odaklı olarak dört beceriyi geliştirmek üzere yürütülmeli, ödevler ve sınavlar iletişim odaklı düzenlenmelidir. Sınavlarda mutlaka dört beceri ölçülmeli ve öğrencinin başarı notu onun hiç olmazsa belirli bir düzeyde iletişim kurabildiğinin kanıtı olmalıdır.

Öğrencilerden B2 düzeyine gelinceye kadar sıfır hata ile dilbilgisi kurallarını kullanmaları beklenmemelidir. Bu şu demektir: Öğrenciler dil öğrenirken bir aradil sürecinden geçer. Ne yaparsanız yapın öğrencilerden sıfır hata ile dilbilgisi üretimi beklemeyin. Aradili oluşturan en önemli sebepler: 1) anadilden aktarım “my stomach (is) hungry, veya my mother’s job housewife” gibi; 2) ikinci dilde kural genellemesinden kaynaklanan telaffuz, yapı, sözcük ve cümle hataları. Örneğin, “Childrens like playing games” (double plural) veya “He is more taller than his sister” (double comparative) gibi. Audiolingual gibi yüz defa tekrara dayanan yöntem bile bunu başaramamış. Bu nedenle öğrencilerinizi dilbilgisi ile boğmayın bunun yerine bunun gibi yaratıcı, öğrencilerin bildikleriyle kendini ifade edici, betimleyici etkinlerle meşgul etmek hem onlara dili sevdirecek hem de özgüvenlerini artıracaktır. Benim önerim dilbilgisi düzeltmeyi biraz öteleyin ve erteleyin. Özellikle sınavlarda asla dilbilgisi hatalarından dolayı not kırmayın. Bırakın özgürce dili kullansınlar. Atasözünün dediği gibi, gözünü kaşını yara yara konuşsunlar, yazsınlar ve paylaşsınlar. Odak noktası iletişim olsun!

Tabi her ne kadar yanlış yöntem, etkinlikler, sınavlar öğrenmenin önündeki engelleri teşkil etse de en önemli sorun İngilizcenin öğrenciler tarafından bir ihtiyaç olarak hissedilmemesi. Beyin ihtiyaç duymadığı hiçbir şeyi öğrenme gereği duymuyor. Zorunlu ihtiyaçlar dış uyarıcılar ortadan kalkınca ihtiyaç olmaktan çıkıyor! Bu durumda bizim okullarda zorunlu İngilizce dersleri de diğer dersler gibi çalışılıp geçilmesi gereken bir ders olarak algılanıyor ve içselleştirilmiyor, özümsenmiyor. Öğrenciler İngilizceyi bir iletişim aracı olarak görmüyor, sadece başarılması gereken bir ders olarak algılıyor.  Bu da onların ders dışında İngilizceyi bir iletişim aracı olarak kullanmalarını devre dışı bırakıyor. Bunu hissettirmek için öğretmenler mutlaka ders dışı projeler vermeli, öğrencilerin hazırladıkları projelere yapıcı dönüt sağlamalı ve onların bu projelerini sınıf veya okul ortamında ve hatta okul websitesi, okul bloğu, facebook, youtube gibi sanal ortamlarda sunmalarını ve paylaşmalarını özendirmeli ve teşvik etmelidir. Öğrencilerin ikili ve grup çalışmalarını filme alıp onlara izlettirmeli, onlara kuvvetli ve zayıf yönleri konusunda dönüt sağlamalı, hatta güzel iletişim ortamdaki kayıtları ailelerle paylaşmalıdırlar.

Türkiye’de yapılan teog, yds, üds gibi sınavlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye yabancı dil sınavları açısından dünyada sınıfta kaldı diyebilirim.  Bizi en güzel ifade eden deyimlerden biri olarak şu deyimi çok severim. “Alem gider Mersin’e biz gideriz tersine!”  Bu sınavları hazırlayan kurumlar hala yabancı dilin bir iletişim aracı olduğunu görmek istemiyorlar.  Onlar sadece dilbilgisini ve okuma becerisini ölçmeyi hep yeterli gördüler. Bir IELTS, CAT, PET, FCE gibi dört beceriyi ölçen ölçekleri bilmelerine rağmen Türkiye’de bir türlü kullanmaya başlamadılar.  Bu nedenle bizim ulusal sınavlarımız sadece okuma becerisini, dilbilgisi ve kelime bilgisini ölçen sınavlar olarak sınıfta kaldı. Bu sınavların uluslararası ölçekte sadece %25 kapsam geçerliği vardır. İngiliz veya Amerikalı meslektaşlarımıza bizde de yabancı dil sınavları var dediğimizde bıyık altından gülümsediklerini görebiliyorum.

Her sınavda sorulan her bir maddenin öğrenciye ve öğretmene bir “ileri etkisi” vardır.  Bunu şöyle açıklayayım. Öğrenci ve öğrenciyi sınava hazırlayan öğretmen sınavda çıkan sorulara öykünür. En sonunda ölçü şu olur. “Eğer sınavda bu soru çıkıyorsa, öğrenilmelidir, eğer çıkmıyorsa öğrenmeye gerek yoktur!”  Şimdi siz hiçbir ulusal ölçekli sınavınızda dinleme, konuşma ve yazma becerilerini ölçmeyeceksiniz ve üstelik bu sınavlara girip belli düzeyde not alanları başarılı ilan edeceksiniz.  Sonra da onlardan dili iletişim aracı olarak kullanabilen ürünler olmalarını bekleyeceksiniz.  Bu beynin işletim sistemine aykırı!  Yani hiçbir öğrenci veya dersane bu sınavlara hazırlanırken öğrencilere dinleme, konuşma ve yazma becerilerini öğretmek için uğraşmaz, hatta programına bile almaz.  İşte ileri etki böyle bir şey.

Böyle %25 geçerliliği olan bir sınav uygulanınca da birileri gelip bana şu soruyu soruyor, “YDS sınavına bugün çalışmaya başlasam kaç ayda bunu hallederim?”  Ben de içim acıyarak “üç vakte kadar!” cevabını veriyorum.  Bazı meslektaşlar gayduru guppak soru cevaplama teknikleri geliştirip özel derslerle birilerini sınavda başarılı yapmaya çalışıyorlar ancak öğrenciler bu sınavdan geçerli notu alsalar bile hiçbir şekilde İngilizce iletişim kuramıyorlar. Çünkü eleman sağır ve dilsiz konumunda!  Aklıma Cem Yılmaz’ın Gora filmindeki bir sahnesi geliyor. Filmdeki kahraman aynen şöyle diyor: “Fake ulan Fake!”

Diğer bir sorun da öğretmenlerin kendi başarı sınavlarını hazırlarken bu sınavları örnek almaları. Durum böyle olunca öğretmenler dinleme, konuşma ve yazma becerilerini öğretmiyor ve sınavlarda da bu becerileri ölçen soru sormuyorlar. Öğrenciler de nasıl olsa sınavlarda bu tür sorular çıkmıyor diye bu becerileri öğrenmeye gerek duymuyorlar.  Kısacası durum tam bir kısır döngüye dönüşmüş durumda.

Bu konuda bir devrim yapacaksak önce sınavlara bir çeki düzen vermemiz gerekiyor.  Özellikle bu yıl İngilizce ölçme değerlendirmede dört becerinin zorunlu hale getirilmiş olması sevindirici ancak nasıl uygulanacağı ile ilgili doğru dürüst bir yönlendirme yok.  Üniversitede bize böyle bir talep de gelmedi.  Bu konuda öğretmen arkadaşlar ne yapıyor, nasıl bir yol izliyor bilmiyorum.

Öğrencilere İngilizce öğreniminde tavsiyeleriniz nelerdir?

Günümüzde İngilizce öğrenmeye başlama ve düzeylerini geliştirmek çok kolay! Bir kere bir sürü dil öğretim sitesi var ve üstelik BEDAVA!  Ayrıca kendi kendine İngilizce çalışabilecekleri ücretsiz websiteleri var:

Başlangıç düzeyinde olanlar için Real English (http://www.real-english.com/new-lessons.asp) güzel bir site.  Her bir kısa filmde bir sorunun cevabı veriliyor.  Öğrenci önce İngilizce alt yazılı olarak söylenilenleri duymaya çalışacak, bilmediği sözcükleri  İngilizce sözlükten öğrenecek ve her şeyi duyup anladıktan sonra birkaç defa daha bu filmi izleyip o soru kendine sorulmuş gibi cevabını İngilizce olarak verecek. Unutmayın kalıcı öğrenmenin temel kuralı bol tekrar ve kullanım.  İngilizce öğrenmede altın kural ise “Use it or lose it!” Yani “kullan ya da unut.” Kuralı.

A2 düzeyinde olanlar için en güzel websitesi: BBC’nin hazırlamış olduğu ücretsiz flatmates programı. Adresi: http://www.youtube.com/playlist?list=PL517F00C191753408

Öğrenciler Her bir kısa filmi en az üç veya dört kez izlemelidir. Birincisinde sadece duymak için, ikincisinde duyup anlamak için, bu aşamada anlamadıkları sözcük ve söylemler için filmi durdurup tekrar tekrar izlemeliler.  Duyduklarını doğru şekilde söyleyene kadar sessiz tekrar etmelidirler. İngilizce sözlük kullanmaları ve bir kelime defteri tutmaları iyi olur. Her bir episode’da kelime ve söylemleri bir deftere yazıp Türkçe karşılıklarını bulacaklar ve anlamlarını öğrenecekler. Üçüncü kez izlerken sadece anlamak ve zevk almak için izleyeceklerdir.  Ayrıca her beş episodu bitirdiklerinde 1’den 5’e kadar hepsini birden bir kez daha anlayarak izlemeleri gereklidir.

B1 ve B2 düzeyindekiler için sevdikleri film, dizi veya çizgi filmleri bilgisayarlarına indirip yine aynı yukarıdaki yöntemle, önce alt yazılı olarak duymak için, sonra sözcük çalışması yapmak için ve en sonunda hiç durdurmadan zevk almak için düzenli olarak izleme çalışmaları yapmalıdırlar.  Ayrıca okuma çalışmaları yapmaları gerekmektedir.  Bu konuda sevdikleri kitabı veya konuyu seçmeleri şartıyla bir kitap alacaklar. Aynı yukarıda bahsettiğim film izleme sürecindeki gibi önce sözcük ve anlam çalışması için okuyacaklar, bilmedikleri kelimenin üzerine Türkçelerini yazacaklar sonra aynı kitabı zevk için bir daha okuyacaklar. (BU KONUDA FARKLI DÜŞÜNCELER OLABİLİR. m. ağpak) Hatta belirli bir süre sonra aynı kitabı tekrar okumalıdırlar. Unutulmamalıdır ki öğrenme zevk aldığınız konuları anlamlı tekrarla gerçekleşen bir süreçtir! Kitap bulamıyorum diyenler için hem okuyup hem dinleyebilecekleri şu siteyi öneririm: http://www.loudlit.org/    Ayrıca aynı yöntemle kısa paragraf ve makale okuma da çok yararlı olacaktır.  Bu konuda ODTÜ yayınlarından Reader at Work I ve II oldukça yararlı olacaktır.

Internet okuma ve izleme çalışmaları yapmak için tam bir okyanus! Günlük Türkiyedeki haberleri İngilizce olarak okuyabilirsiniz.  Turkish Daily News (http://www.hurriyetdailynews.com/) bu konuda gayet iyidir. Önce kendi kendinize neyi sevdiğinizi sorun ve ona göre okuyacağınız ve izleyeceklerinizi belirleyin.  Sonra bunlara ulaşın. Her gün düzenli olarak en az bir saatinizi bu işe ayırın.  Göreceksiniz 6 ay içersinde İngilizceyi iletişim amaçlı kullanmaya başladığınızı hissedeceksiniz. Kulaklarınız açılacak ve duyabileceksiniz! Okuduğunuzda okuduklarınızı Türkçeye çevirmeden bir film şeridi gibi kafanızda canlandırabileceksiniz! Zahmet olmadan Rahmet olmaz! Herkese kolaylıklar diliyorum.

Doç.Dr. Turan Paker

Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi,

İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı

Hocamıza verdiği güzel bilgilerden ve önerilerden dolayı çok teşekkür ediyoruz.

Categories: Learning - Öğrenme
  1. No comments yet.
  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: